11 Nisan 2012 Çarşamba

ÖFKENİN MÜREKKEBİNE SU KARIŞTIRMAK



Aslan ile tilki bir aradaydı. Tilki aslanın zaman zaman kükrediğini düşünerek temkinli davranıyordu.
Tilkinin aklına yine bir soru takılmıştı. Anında kükreyen, öfkelenen aslanla güzel güzel sohbet etmenin bir sırrı var mıydı? Birazda çekinerek sordu:
-Güçlü olanlar öfkeye de yatkın olurlar, çünkü öfkelerinin cezasını hep başkası çeker. Oysa seninle rahat rahat konuşuyoruz. Bunun bir hikmeti var mı ki?
Aslan güldü sonra cevap verdi:
-Hikmeti ne olacak Durdu Güneş aynı fıkrada ikimize rol verdi de, kardeş kardeş sohbet ediyoruz. Yoksa senin bu kadar rahat, benim bu kadar mülayim olmam mümkün mü? Sonra güçlü olanlar değil zayıf olanlar daha çok öfkelenir. Akıl, dirayet, basiret eksikliğinde öfke alevlenir.
Sonra diyalog şöyle devam etti:
Tilki:
-Genelde öfke insanlara has ama senin kükremen de meşhurdur. İnsanlardaki öfkeyle senin kükremen arasında fark var mı?
Aslan:
-Biz hayatta kalmak için kükrerken, enerjimizi odaklaştırıp avımıza yöneltiriz. Bunu bir öfke saysak bile faydalı öfkedir. Biz insanlar gibi öfkeyi içimize atıp; tansiyon, ülser, depresyon, migren gibi hastalıklara tutulmayız. Oysa insanların öfkeleri nefsi zaaflardan kaynaklanır. İçlerine atar kendilerine, dışarı yansıtırlar hem kendilerine hem çevrelerine zarar verirler. Hatta öyle ki, karar mevkiindeki insanların öfkeleri bir milleti bile mahvedebilir. Onun için öfke yönetimi, ülke yönetimi için büyük önem taşır.
Tilki konuşmalardan bir çıkarsama yapıp son noktayı koydu:
-Mademki, biz fıkra ortamında öfkeden uzak muhabbet edebiliyoruz. O halde insanlar da hayata mizah katarak öfkenin mürekkebine su karıştırabilirler.

Durdu GÜNEŞ
(Her güne bir fıkra)

10 Nisan 2012 Salı

İNSAN BU, BİR ÇELİŞKİ YUMAĞI



Bilge baykuşla karga sohbet ediyordu.
Karga kafasına takılan soruları bilge baykuşa soruyor aldığı cevaplarla rahatlıyordu. Yine karmaşık bir ruh hali içinde sordu:
-İnsanlar özgürlüğü duyumsadıklarında “kuşlar kadar özgürüm,” derler. Bu konuda ne düşünüyorsun?
Bilge baykuş duruma açıklık getirdi:
-İnsan bu, çelişkiler yumağıdır. Bir yandan özgürlüğü kuşlarla tanımlarken bir yandan da kuşları kafese koyup özgürlüklerinden ederler. Bir yanda“kuş beyinli” deyimiyle kuşları aşağılarken, diğer yanda beyinlerini kuşlarından kurtaramazlar.
Karga hayret edercesine tekrar sordu:
-Âlemin akıllısı geçinen bu insanlar gerçekleri nasıl göremezler?
Bilge baykuş, “bunlar umutsuz vaka” der gibi açıklamasına devam etti:
-İnsanlar çok ilginç; masallardaki kırk haramiyi görürler de, hayatlarındaki kırk haramiyi görmezler. Onun için soyulurlar ama soyulduklarını fark etmezler de, masallarda yaşamayı sürdürürler.

Durdu GÜNEŞ
(Her güne bir fıkra)

9 Nisan 2012 Pazartesi

SUSMAK MI KONUŞMAK MI?



Aslanla tilki bir aradaydı. İkisi de konuşmuyordu. Sessizlik egemendi.
Tilki sessizliği bozdu:
-Söz orucu mu tutuyorsun? Çok sessizleştin.
Aslan durumdan dertliydi;
-Kral soytarısı gibi konuşuyoruz, ama konuşmak isabet almayınca ortada sadece soytarılık kalıyor. Bir yerde yemi görüp oltayı fark etmeyen bir alıklık, anlık hafızaya sahip bir balıklık varsa; orda kulak duymuyor, beyin de değerlendiremiyor. Bir yerde korku umudun önünü kapatmışsa; gerçek, palyaço kılığına girip fıkra olarak konuşuyorsa, orda sözün bir hükmü mü olur? Bu ortamda konuşunca, boşluğa ıslık çalıyormuşum gibi geliyor, dedi.
Tilki de durumdan hoşnut değildi. Aslanın sözleriyle rahatlıyordu. İçinden gelen bir coşkuyla aslana tavsiye ve iltifatta bulundu.
-Kralım yinede siz haykırmaya devam edin. Sesinizi şimdi duyan olmasa da tarih duyacaktır.

Durdu GÜNEŞ
(Her güne bir fıkra)

6 Nisan 2012 Cuma

ÖZGÜRCE AŞK




Aslanla tilki sohbet ediyordu. Güç, egemenlik, siyaset konularından bıkmışlardı. Tilki yeni bir başlangıç yapmak istiyordu. Aslana sordu:
-Yaşlandıkça aşktan uzaklaşıyorsun sanırım. Yoksa bana mı öyle geliyor?
Aslan açıklama yaptı:
-Aşk bağımlılıktır, ondan uzaklaştıkça özgürlüğüme kavuşuyorum.
Tilki;
-Peki güzel olan aşk mı yoksa özgürlük mü?, diye sordu.
Aslan:
-Güzel olan aşk yada özgürlük değil, ruh aynamdır. Zira yansımalar ona göre değişecektir, dedi.
Tilkinin kafası karışmıştı ve son noktayı koydu:
-Onu beşi bilmem, aşkın felsefesini  yapıp kafamı da karıştırmam. Aşk mı özgürlük mü diyerek ayrıştıracağıma ben şahsen ‘özgürce aşk’ der birleştiririm.

Durdu GÜNEŞ
(Her güne bir fıkra)

4 Nisan 2012 Çarşamba

SUSMAK VE KÜKREMEK



Aslan ve tilki sohbet ediyordu. Aslan bir ara sustu. Bir süre sessizlik oldu.
Tilki, bu sessizlikten aklına gelmiş olmalı ki, aslana sordu:
-Sessizliğinizde bir asalet, kükremeniz de ise bir cesaret var. Acaba insanlarla kıyaslarsanız, aranızda nasıl bir fark var?
Aslan bir süre düşündü, sonra devam etti:
-İnsanlara hayret ediyorum. Makam karşılığında susarak; kendini zillete, halkı zulmete düşürenler olduğu gibi, adalet için değil, adavet için haykıranlar var. Bunu yapanlar sonra da ahlaktan ve barıştan dem vurmasalar, bir şey demeyeceğim.
Tilki, bunlar çok doğal dercesine sözü tamamladı.
-Demek ki; insan beşer, her zaman tezada düşer.

Durdu GÜNEŞ
(Her güne bir fıkra)

3 Nisan 2012 Salı

HUKUK KOMEDİSİ



Aslanla tilki bir araya gelmiş konuşuyorlardı.
Tilki söze başladı:
-İnsanlar hayvan hakları kanunu çıkarıyorlar ama hala gözleri kürklerimizin üstünde bu ne iştir? Bu nasıl haktır anlamadım.
Aslan, açıklama getirdi:
-Hayvan hakları  ha! Bir hak, sahibi tarafından kullanılamıyorsa bu nasıl haktır? İnsanlar, hayvanlara kötülük yapmayı frenleyebilmek için kendilerine bir çeşit ödev yüklüyorlar, adına da hayvan hakları kanunu diyorlar. Bu insanlar değil mi kanun koyup sonrada “kanuna karşı hile”yi icat edenler. Nasıl güveneceğiz? “İnsan insanın kurdudur” deyip kendilerine karşı bile vahşi olanlar, bize karşı ne kadar insancıl olabilir ki?
Tilki durumun çok sakat olduğunu anlayıp çaresizce sordu.
-Bizi doğanın kanunuyla baş başa rahat bırakmayıp üstüne hile yapılacak kanunlar ekliyorlar, ne yapabiliriz?
Aslan kesin ve net konuştu.
-Bir şey yapmamıza gerek yok. İnsanlar fabl türünde bizi konuşturup gülüyorlar ya, bizde onların hukuk komedisine güleriz, böylece ödeşmiş oluruz.

Durdu GÜNEŞ
(Her güne bir fıkra)

2 Nisan 2012 Pazartesi

ZITLIKLARIN ANLAMLI BÜTÜNLÜĞÜ



Güvercin ve yılan bir araya gelmiş dertleşiyordu.
Yılan insanlardan çok dertli idi. Söze başladı.
-İnsanlar sana barışın sembolü, bana ise düşman gözüyle bakarlar. Seni omuzlarına alırlar, beni gördüklerinde ise öldürmeye kalkışırlar.
Güvercin yılanı sakinleştirmek istedi.
-İnsanların beni barıştan yana, seni düşmanlıktan yana görmeleri bir gerçeklik değil, bir yorumdur. Nitekim her yerde de seni düşman olarak görmezler. Bazı yerlerde zurna çalıp sana dans imkânı tanırlar. Korkunun değil, eğlencenin aktörü olursun.
Yılan insanlardaki bu eğri büğrü düşünme şekline isyan edercesine konuştu.
-Ah insanlar ah! Zıtlaşmayı sever, zıtlaşmadan düşmanlık, düşmanlıktan korku üretirler. Oysa bir bilseler ki, zıtlıkların ahenkli bütünlüğünde hayat ne kadar anlamlı ve güzel bir hale gelir.

Durdu GÜNEŞ
(Her güne bir fıkra)