23 Nisan 2017 Pazar

BİR CAN İÇİN MAHCUP ETME


Osmanlının çöküş dönemlerinde iç kargaşa artar. Bir vilayette eşkıyanın biri nam salar. Vali Paşa (eskiden asker de olsa, sivil de olsa “vali paşa” denirdi.) kendini başarılı göstermek için uşağını ben seni kurtarırım vaadiyle kandırır. Uşak eşkıya olarak yakalanır, idamına karar verilir. Vali Paşa uşağı mahkemenin elinden kurtaracağına dair sözünü yerine getiremez.
Uşak son ana kadar Vali Paşanın kendini kurtaracağına inanır. Artık idam kararı infaz edilmek üzere uşak dar ağacına götürülürken Vali Paşayı görür, Vali Paşa yanından geçerken ona doğru eğilip, “Aman paşam gidiyorum, yardım eyle” der.
Paşa ters bir tavırla, “Sus yahu, beni burada bir can için mahcup etme” diye cevap verir.
Uşak kahredici bir eda ile, “Vali Paşa, Vali paşa/ Verdiğin söz çıktı boşa/ Neden bizden bir can ölür? /Şahsınıza bir şan olur!” diye seslenir.

HAYALLER VE GERÇEKLER


Akşam sefer yapan belediye otobüsü işinden eve dönmek isteyen insanlarla doluydu. Otobüs normal seyrinde giderken doğan görünümlü bir şahin tehlikeli bir manevra ile otobüsün önüne geçti. Şoför pencereyi açtı giden arabanın arkasından seslendi:
-Acelen ne? Sanki seni evde Hülya Avşar mı bekliyor?
Bu arada otobüs koltuklarında yer bulmuş şanslı iki hanım kendi aralarında konuşuyordu. Biri diğerine:
-Aman anam televizyonda Kıvanç Tatlıtuğ’u gördükçe evdeki herife aş, ekmek veresim gelmiyor, dedi.
Ayakta kalmış iki öğretmen bir yandan sohbet ederken diğer yandan konuşulanlara kulak misafiri olmuşlardı, biri diğerine;
-Hayatımız bir dizi film gibi. Şu var ki, hayaller Etiler’deki hayat tarzına benziyor ama gerçekler Altındağ belediye otobüsündeki bir yolculuk işte, dedi.

AH BU KİTAPÇILAR!


Bir gün Yüksel Caddesinden geçerken yere serilmiş ikinci el kitapları görünce durdum. Kitaplara bakıyorum. Gözüme “Aşk Üzerine Çeşutlamalar” isimli kitap çarptı. Kitabı elime aldım, inceliyorum. Kitapçı delikanlı kitabın fiyatını yükseltme çabası içinde:
-Abi, o kitabın baskısı yok. Elim de bir tane kaldı. Piyasada arasanız da bulmazsınız, dedi.
Gülümsedim, sonra:
-Bu kitabın yazarı benim, dedim.
Çocuk tam emin olamadı. Sonra “gerçekten mi” dedi ve devam etti:
-O zaman kitabı satmıyorum. Eğer kitabı benim için imzalarsanız çok memnun olurum. Sizden imzalı bir kitabım olsun, dedi.
Kitabı imzalayıp verdim. Sonraki bir zaman diliminde eski bir kitapçıyla sohbet ederken, kendi kitabımla olan bu olayı biraz da gizli bir gurur duyarak anlattım. Kitapçı gülümsedi. Gizli gururumu açık bir boşluğa düşürürcesine;
-İmzalı kitaplar daha çok para ediyor. Başka bir müşterisi için kitabın fiyatını artırmıştır, dedi.

ASIL YETMEZLİK


Emekli Mehmet Efendinin etrafına gençler toplanmıştı. Onu dinlemek ondan feyiz almak istiyorlardı. Mehmet Efendi anlatıyordu:
-Kişiler çeşitli nedenlerle belli mevkilere gelirler. Ama her mevkide aynı başarıyı gösteremezler. Bir alt basamakta başarılı olan kişi bir üst basamağa geldiğinde başarısız olabilir. Buna biz yeteneksizlik düzeyi diyoruz. Bir çeşit yetenek yetersizliği de diyebiliriz.
Gencin biri dikkatle dinliyordu. Bir soruyla merakını gidermek istedi:
-Hocam ben tıp fakültesinde öğrenciyim. Siz söyleyince aklıma geldi. Tıpta karaciğer yetmezliği, böbrek yetmezliği, kalp yetmezliği kavramları var. Ama beyin yetmezliği diye bir kavram yok. Acaba bunun sebebi ne olabilir?
Mehmet Efendi gülümsedi sonra konuştu:
-Öyle şey olur mu? En büyük meselemiz beyin yetmezliğidir. Bu kavramla yüzleşmek istemediğimiz için hem göremiyor hem de tedavi olamıyoruz.

10 Kasım 2013 Pazar

EMEKLİ MEHMET EFENDİ’DEN NÜKTELER-39



Emekli Mehmet Efendiye sormuşlar:
-Herkes yanlış yapabilir. Ama insan yanlışını anlamıyorsa ne lazım gelir?

Emekli Mehmet Efendi cevap vermiş:
-İnsanın yanlışını anlamaması cehaletin küpüdür. Bu küplere binenlerin, karar makamında bulunmaması için Allaha dua etmemiz lazım gelir.

31 Ocak 2013 Perşembe


 

HALVA ALSAM OLUR MU?

 

İletişim kazalarının bir kısmı, kültür farklılığından kaynaklanan kelimelerin anlaşılamamasıdır.

 

Doğuda görev yapan kaymakam hizmetliyi çağırarak “Bana pipo tütünü al” demiş.

 

Hizmetli tam anlayamamış tekrar sormaya da cesaret edememiş. “Efendim, o dediğinden bulmazsam, yerine halva alsam olur mu?” demiş.

 

ANCAK BU KADAR MAVİSİNİ BULDUM

 

Doğuda bir ilçeye yeni atanan kaymakam bir yazı için imza atacak. Fakat bakmış masada sadece siyah mürekkepli dolma kalem var.

 

Hizmetliyi çağırmış. “Bana mavi mürekkep getir” demiş.

 

Hizmetli çıkmış çıkış o çıkış, dönmemiş.

 

Akşamüzeri kaymakam hükümet konağından bahçeye çıktığında bakmış ki hizmetli bekliyor.

 

Hizmetli yularından tuttuğu eşeği kaymakama göstererek “Kaymakam bey, kasabayı alt üst ettim merkebin ancak bu kadar mavisini buldum” demiş.

25 Nisan 2012 Çarşamba

İNSANLA ANLAŞMAK


Bilge baykuş ve karga her gün yeni bir konuda konuşmanın keyfini yaşıyorlardı. Karşılıklı konuşma birbirine yeni ufuklar açıyordu. Karganın sorusu, bilge baykuşun açıklamaları zincirleme yeni sohbetlerin kapısını aralıyordu.

Karga bu gün bir dileğini konuşmak istiyordu. Sürekli eleştirinin iletişimde bir duvar oluşturduğunu düşünmüştü.

Merak ve temenni ile sordu:

-İnsanları sürekli eleştiriyoruz. Ama gönül isterdi ki, bütün canlılar birbirini anlasın. Anlaşamadığımız için mi düşmanlaşıyoruz. İnsanlarla anlaşmanın nasıl mümkün olacağını merak ediyorum.

Bilge baykuş ‘bu biraz zor’ der gibi açıkladı:

—Öncelikle insan kendiyle anlaşmalıdır. Sonra insan insanla anlaşmalıdır. Daha sonra da bizimle anlaşmalıdır. Oysa insan önce kendiyle anlaşamaz ve kendine yalan söyler. İnsan hoşuna gitmeyen şeyleri görmezden gelir ve kendini aldatır. Ya da işine gelen şeye inanarak gerçeğe göz yumar. Onun için önce insan kendine karşı dürüst olmalıdır. İnsanın diğer insanlarla anlaşması da ciddi bir sorundur. İnsanlar düşünürken, anlamlandırırken ve konuşurken sözcükleri kullanır. İnsan sözcüklere ise önce kendi hayatıyla ilgili anlam ve yorum ekler. Sonra da ideolojik bir şablona oturtur. Artık sözcükler sübjektif ve çatışmacı bir rol kazanır. Bu malzemeyle insan diğer bir insanla nasıl doğru bir iletişim kurabilir ki? Elinizde çiçekler değil de silahlar varsa nasıl oturup konuşacaksınız? Kendi cinsiyle anlaşamayan insanın bizimle anlaşması ise üzerinde durulacak bir konu değil, ancak Durdu Güneş'in fıkraları aramızda ortak bir alan oluşturabilir.



Durdu GÜNEŞ


(Her güne bir fıkra)