23 Nisan 2017 Pazar

HÂKİMİN DERDİ


Hâkim köyden gelmiş çocukluk arkadaşıyla Kızılay’da yürüyordu. Mart ayıydı ve hava hala soğuktu. Bir anısını anlatmaya başladı.
-Adalet duygusu içinde verdiğim kararların iç huzurunu yaşıyordum. Bir gün bu duygu içinde yine böyle Kızılay’dan keyifle yürürken, fırından yeni çıkmış simitleri gördüm ve bir tane aldım. Sıcak simidi yürürken yedim. O esnada mesleki bir yetkili beni görmesin mi? Kızılay’da yürürken simit yemem nedeniyle disiplin cezası aldım.
Bir ara üşür gibi oldu, lafı değiştirdi. Bu ülkede bir çok şeye güvenim kalmadı. Ama havaya sıcaklık veren şu cemreye güvenim tamdı. Mart ayında cemre düşmesine rağmen üst üste soğuk günler yaşayınca bu ülkede artık cemreye de güven kalmadı. Düşün ki sıcak simit yiyorsun ceza alıyorsun, sıcaklık getiren cemre artık getirmiyor üşüyorsun sen olsan ne yapardın?
Arkadaşı bir an ne diyeceğini bilemedi. Sonra devam etti:
-Sıcak simit yeyip ceza alıyorsan bundan sonra soğuk simit ye. Çok güvendiğin cemre seni aldatıyorsa güveni kötüye kullanmaktan mahkemeye ver.

VAY VAY VAY


Karadenizli Dursun bir köyde imamlığa başlamış. Ancak namaz kıldırırken cemaatin rüku için eğildiğinde ve secdeye varırken “vay, vay, vay” diye üç kere tekrarladığını farketmiş. Cemaata bunun sebebini sormuş. Onlar da açıklamış:
-Köye imam olarak ilk Temel hoca geldi. Temel hoca derin bir hoca idi. O sürekli rükuya varırken ve secde ederken “vay vay vay” derdi. Biz ondan öğrendik.
Dursun bakmış ki cemaat Temel hocayı çok seviyor. Bu durumun yanlış olduğunu açıklasa hiç kar etmeyecek. Temel hocayı bulup ona bunu niye yaptığını sormuş. Temel hoca gülmüş sonra açıklamış:
-Ya affedersin, benin k.çımda çıban çıkmıştı. Her eğildiğimde çok acıyordu. Ben de o acıyla “vay vay vay” diyordum, Meğerse cemaat bunu namazın usülünden sanmış.

MAL VE EVLAT


Baba oğluna nasihat ediyor, fakat çocuk dinlemiyor kafasına göre takılıyordu. Bu durum babayı hem kızdırmış hem de endişelendirmişti. Mırıldanır gibi konuştu:
-Zaten ayette geçiyor: “Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir fitnedir.”
Delikanlı bu duruma çok alındı:
-Buradaki mal ben mi oluyorum yani.
Babanın sinir katsayısı arttı:
-Babanla nasıl konuşuyorsun? Mal olsan iyi. Sen ayıplı malsın ayıplı mal.
Çocuk devam etti:
- Ayıplı malın kusuru imal edendedir. Bu ayıp beni imal eden size ait bir kusur.

KAFAMIZA GÖRE GİDİYORUZ


Temel köyde bir cenazeye katılmıştı. Yanında arkadaşı Dursun vardı.Temel’e sordu:
-Hayat nasıl gidiyor?
-Kafamıza göre gidiyoruz ya, işte. Onun için iyi gidiyor.
-Nasıl yani?
- Köyden insanlar üç türlü gider: Jandarmayla gidenler, imamla gidenler, kafalarına göre gidenler. Jandarmayla gidenler bir gün dönerler ama ne zaman dönecekleri belli olmaz. İmamla gidenler bir daha geri dönemezler. Kafalarına göre gidenler ise kafalarına göre dönerler. Sorun yok yani.

GAZLA YAŞAYAN İNSAN


Eğitim için gittiğim şehirde hava alanından konaklama yerine götürmek için yaşlı şoför beni karşıladı.
Gecenin geç saatinde yol yorgunuyum. Kaptan da yaşlı ve yorgun görünüyor. “Hoşgeldin-Hoşbulduk" diyaloğundan sonra bir sessizlik başladı. Muhabbet olsun diye sordum:
-Hayat nasıl gidiyor?
Kaptan çok doğal bir eda ile cevapladı:
-Basıyom gaza, basıyom gaza, gidiyor işte.
Ben de dedim ki:
-Dünya böyledir işte! Kimi gaza basarak yaşıyor, kimi gaza gelerek yaşıyor.

NASREDDİN HOCA VE TEMEL-2


Bir gün Nasrettin Hoca komşusu Temel’denbir kazan ister. Temel kazanı verir. İki gün sonra Hoca kazanı ve içindeki küçük bir kazanla verir. Temel sorar:
-Hoca bu ne?
-Sizin kazan doğurdu.
Hoca bir kaç gün sonra kazanı tekrar ister. Kazan gelmeyince Temel gider, Hoca’dan kazanı ister. Hocanın yüzü eğik bir şekilde cevap verir:
--Allah rahmet eylesin sizin kazan öldü.
Temel düşünür düşünür, sonra;
-Nereye defnettiniz? Hadi gidip alalım, onun ölüsü de işe yarar, der.

NASREDDİN HOCA VE TEMEL


Hoca, Akşehir Gölü’nün kıyısına oturmuş. Temel oradan geçerken bakmış ki Hoca, çömleğinden çıkardığı kaşık kaşık yoğurdu göle boşaltıp karıştırmıyor mu? Şaşkınlıkla sormuş:
– Hocam, ne yapıyorsun öyle?
– Göle yoğurt çalıyorum, demiş Hoca.
Temel boşuna uğraşıyorsun der gibi;
– Yahu bunu ben de düşünmüştüm ama bu kadar yoğurdu yesen yiyemezsin, satsan satamazsın, elinde kalır. Bence bu çok mantıklı bir iş değil, demiş.