24 Ağustos 2018 Cuma

DİNÎ İNANIŞ MI SEKÜLER ANLAYIŞ MI? NEREDESİN AHLÂK?


Son zamanlarda yayımlanan ve popüler kitaplarda   siyasi güç üzerinden ahlaki dejenarasyon işlenmektedir.
Ahlakı din kökenli ahlak ve seküler ahlak olarak ikiye ayırıp sonra siyasi gücü nirengi noktası kabul ederek birinin doğruluğuna karar vermek beraberinde bir çok yanlışı getirir. Çünkü ahlak bu ikili ayrıma sığmayacak kadar geniş olup sadece siyasetle test edilerek, doğrulanacak bir olgu değildir.
Ahlaki yozlaşmanın köklerini sosyo kültürel yapının içinde aramak gerekir. Toplumsal zihniyetin elverişli olmasıyla yozlaşma, bir virüs gibi yayılır. Sosyo kültürel yapıya ayna tutmak kolay değildir. Çünkü böyle bir durumda eleştirdiğimiz konunun içine kendimizi de almak gerekir. Oysa tüm günahı siyasi bir kuruma yüklediğimizde, kendimizi temize çıkarır muhalif olduğumuz siyaseti dileğimiz gibi kötüleyecek kolaycı ve ucuz bir yol seçmiş oluruz.
Sosyo-kültürel zeminde ahlaki yozlaşmanın benim penceremden şu tespitleri yapabilirim.
1-Doğruları bildiğimiz halde yapmıyoruz. Neden yapmadan sorusuna karşılık ise cevabımız hazırdır. “Teori başka, pratik başka” bu durum berbareinde iki yüzlülüğü getiriyor. Doğruyu bildiği halde yapmayan kişi kendi kendine karşı çifte standartlıdır. Doğruları nutuk atarken, sohbet ederken, yazarken kullanmak ama hayatımızda uygulamamak ahlaksızlığın önemli nedenlerindendir. Bu durum riyakarlıktır.
2-Bilinçaltında kodladığımız ve bizde utanç duygusunu ortadan kaldıracak basma kalıp atasözlerimiz vardır. “Bal tutan parmağını yalar.” “Çeşme akarken testini doldur.” “Rüzgar varken harmanını savur.” “Gemisini yürüten kaptan” “Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar.” “Yalandan kim ölmüş” gibi sözler opürtünist, çıkarcı, fırsatçı davranmayı bir akıllılık bir uyanıklık olarak gibi göstermektedir Bu durumda doğru ve dürüst olmak saflık,budalalık aptalık olarak algılanacaktır.
3-Sadece hafızaya yönelik eğitim en kutsal değerleri bile ezberletmekte ancak felsefi olarak irdelenip bir mantıkla içselleşmemektedir. Ahlaki ilkeler bir nasihat tarzında olup muhakememize zekamıza işlenmiyor emanet cümleler olarak kalıyor. Arka planında muhakeme ve zeka olmayan kavramların içi boşaltıldığında kişiler farkına varmıyor. Zihinde, yürekte kökü kalmayan doğruluk, dürüstlük, erdem gibi kavramlar sadece dillerde dolaşmaktadır.
Sokrates “Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez” demekle hayata dair kavramların irdelenmesi üzerinde durmuştur. Ezberci bir anlayışla öğrenilen şeylerin hayata bir anlam katmadığını ifade etmiştir.
4- Yunus Emre “Bu dünya dopdolu kalleş/Her birinden bir taş gelir” derken Toplumda yaygın olan arkadan vurma, arkadan konuşma, pusu kurma, kumpas kurma gibi kalleşçe gibi ahlaksızlıktan yakınmıştır.
Çetin Altan bir yazısında doğu toplumlarında pusu kültürü, batı toplumlarında duello kültürünün yaygın olduğunu belirtmişti. Pusu kültürü gizli ve arkadan duello kültürü açık ve önden yapılan bir mücadele biçimidir.
Batı toplumu kalleşliği hoş görmemiş, Sezar’ı arkadan vurarak ölümüne sebep olan Brütüs’ü kötülüğün, kalleşliğin simgesi olarak olarak etiketlemiştir.
5-Bir toplumun ahlakını ölçmek için o toplumda hangi rol model yani örnek alınan kişiler kimlerdir ona bakmak gerekir. Bir toplumda bilgili, kültürlü, şerefli, erdemli insanlar mı daha çok itibar görüyor ya da bu özelliklere sahip olmayan zengin, makam sahibi, şöhret sahibi insanlar mı itibar görüyor? Eğer bazı değerler bir yerde saygı ve itibar görmüyorsa oradan göç eder. Ya da yaşayamaz orada ölür.
Rol modellerini ahlaki değerlerden yoksun ama egemen, zengin insanlardan seçen toplumlar ahlaki yozlaşma konusunda kimseyi suçlamamalıdır.
Seneca (MÖ 4-MS 65) bir rivayete göre Neron’a karşı düzenlenen bir suikast girişimine onun da adı karıştığı için, İmparator tarafından ölüm emri verildi. ölüm seçeneği sunulan ancak vasiyetname için zaman verilmemiş olan Seneca Eşine ve çocuklarına şöyle demiş. “Üzülmeyin, size maddi zenginliklerden daha değerli bir şey olan şerefli ve erdemli bir hayat bırakıyorum”
Şerefli ve erdemli bir hayat gibi zenginliği günümüzde kim istiyor düşünmek gerek.
6-Ahlak konusunda semavi dinler veya evrensel değerler gibi aklı selim insanlarca doğruluğu üzerinde genel kabul görmüş ilkeler yerine siyasi ölçütleri kullandığımızda tüm değerler alt üst olmaktadır.
Bir şey ahlaken ya da din tarafından yanlış bulunduğu halde egemen siyasetçilerce yapıldığı takdirde adeta toplumsal bir meşruiyet kazanmaktadır.
Geçmişimizde siyaseten katl diye bir müessese var. Fatih Sultan Mehmet yayımladığı bir fermanda “Ve her kimesneye evlâdımdan saltanat müyesser ola, karındaşların nizâm-ı âlem için katletmek münâsibdir” demiştir.
Bir toplumun aşırı politize olduğu ve egemen siyasetçilerce yapılan her şeyin toplumca kabul gördüğü yerde ahlaki ilkelerden bahsetmek güçtür.
7-Bucle “Toplum suçu hazırlar suçlu işler” der. Yıkılanı tepeleyen, yukarı çıkanı alkışlayan bir toplumda zimnen güçlü olan her zaman haklı anlamına gelir.
Önemli göreve gelenlere uzun sürelerde kutlama ziyaretleri olur. Herkes bir yakınlık kurmaya,çalışır.
Bir gün önemli bir göreve gelen arkadaşımı ziyarete gitmiştim. Odası çiçek dolmuştu. Sekreterin odası da dolmuştu. Bir kısım çiçekleri de koridora koymuşlardı. O an şunu merak ettim. Bu kişi görevden alınınca acaba kaç kişi gelip ziyaret edecek ya da o haline duygudaşlık yapacaktır. Bir düşmeye gör. “Yıkılan ağaca balta vuran çok olur”
Velhasılı kelam ahlaki yozlaşma toplumun kültürel ortamı elverişli ise ivme kazanır. Siyaset bu kültürün unsurlarından biridir tamamı değil.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder